1999’da DSP fırtınası eserken DSP Eskişehir’de 3 belediyeyi de kazandı.
Ancak 2001’de kurulan ve 2002’deki daha ilk seçiminde tek başına iktidar olan AK Parti furyası bir anda tüm ülkeye yayıldı.
Yeni kurulan bir parti resmen ülke insanı için bir arayışın sonucu olmuştu.
Yeni bir Türkiye arayan halk, yeni döneme AK Parti diyerek girmiş, yerel yönetimleri de AK Parti’ye teslim etme kararı vermişti.
Ancak!
Yılmaz Büyükerşen de o yıllarda tıpkı AK Parti gibi Eskişehir’de bir devrim yapmaya hazırlanıyordu.
İki İlçe belediyesi 2004 seçimlerinde AK Parti’ye geçmiş, Yılmaz Hoca Büyükşehir’de ve hatta mecliste yapayalnız kalmıştı.
İşte hikâye tam da burada başladı.
Zira AK Parti gücüne güç katarak yol alsa da Yılmaz Hoca şehrin fiziki görüntüsünü de zihinsel anlayışını da ve hatta hayata bakış açısını da baştan aşağı yenileniyordu.
+++
AK Parti her geçen gün güçlenirken, her seçim daha büyük başarılar kazanırken Yılmaz Hoca şehri dizayn etmeye çoktan başlamıştı.
Bu değişimin sonucu olarak bir sonraki seçimde Tepebaşı’nı da yüzde 1’e düşen DSP’ye rağmen Ahmet Ataç ile kazanmış, Odunpazarı’nı ise bölünen sol oylar nedeniyle kaybetmişti.
Sonra CHP ile devam eden süreçte Başkan Ataç’ın da güçlü destekleri ile kentte yepyeni bir güç oluşturulmuş, şehir değişmeye devam etmiş ve Odunpazarı da bir sonraki seçimde CHP’ye getirilmişti.
2009’a gelindiğinde ise şehirde artık kan kaybetmeye başlayan bir AK Parti ortaya çıkmaya başlamıştı.
+++
Bu döngü sonraki seçimlerde devam etti.
CHP kanadı şehrin ve şehirlinin dilinden ne kadar çok anlıyorsa, AK Parti tarafı bir o kadar popülist siyasetlere sığınıp halktan kopmaya başlıyordu.
Gücünü tamamen genel merkezin daha çok Erdoğan’ın alacağı oylara bağlayan AK Parti, bunun üstüne en iyi kurmaylarını da siyaset dışına itti.
Halka tutunan, arkasında kitleleri olan değerli isimler bir bir uzaklaştırıldı partiden.
Dışarıdan kente gönderilen aktörler de bırakın bu işe çare olmayı, halkla parti arasındaki uçurumu daha da derinleştirdi.
İş öyle bir notaya geldi ki, kendi içlerindeki kavgalar yüzünden iktidar partisi şehirde halkı unuttu.
Genel seçimlerde bile Eskişehir özelinde kaybetmeye başlayan bir AK Parti çıktı ortaya.
+++
Her şeye rağmen yine de kırsalı elinde tutan bir AK Parti vardı.
Ki bu gerçek, “AK Parti Eskişehir’de kazanabilir mi?” sorusunu hiç unutturmuyordu!
Merkezde biraz kımıldanılması kırsal oylarla birleştiğinde ortaya eski zaferlerden bir parça çıkarabilirdi!
Gelin görün ki işler çok farklı bir aşamaya geçti.
AK Parti, son yerel seçimlerde tek garantisini yani kırsalı bile kaybetti.
Nüfusu 20 bini geçmeyen 4 ilçeyle yetinmek durumunda kaldı AK Parti…
+++
Diğer tarafı anlatmaya gerek kalmadı sanırım.
Zira AK Parti şehirde 4 küçük ilçeye kadar düşünce CHP kentin yüzde 90’ınını yönetecek kadar büyüdü.
Bugüne geldiğimizde ise, önümüzdeki tablonun son seçimden çok da farklı olmadığını hatta AK Parti adına daha ağır koşulların oluştuğunu görüyoruz.
İç kavgaları daha da derinleşmiş, şehirden tamamen kopmuş, neredeyse her yıl teşkilatlarını değiştirmek zorunda kalan, kurmay aklı tüketmiş, artık bakan karşılamaya bile gitmeye mecali olmayan, göstermelik işlerden öteye geçemeyen bir AK Parti izliyoruz bu şehirde.
Anlayacağınız, erimeye devam eden AK Parti ile Ayşe Ünlüce gibi bir isimle daha da güçlenen CHP’yi yan yana koyduğumuzda geçmişten gelen kronolojinin çok da değişeceği görünmüyor.
Belki de bir sonraki seçim şehrin tamamını yönetecek bir CHP’den bile söz edebiliriz.
+++
Son söz olarak…
Birkaç çift laf da CHP’ye edelim.
Şöyle ki;
“CHP’de hedef artık sadece rakibi yenmek değil, bunu başarmış ve yine başaracak görünüyorlar.
Ancak asıl sınav bundan sonra!”
Tek güçlü aktör olmak konfor değildir zira...
Denetimsiz güç zamanla hantallaşabilir.
O yüzden CHP halkın beklentisini en iyi şekilde yönetmeli ve rehavete kapılmamalıdır.
En başta da “Nasıl olsa şehirde AK Parti kalmadı” konforu içinde kendi iç kavgalarını körüklememelidir.
Bizden uyarması!
Çünkü siyasette hiçbir tablo sonsuz değildir.
