Şehirde hata yapan herkese, basın etiği ve hukuk sınırlarının dışına çıkmadan gereken ne varsa söyledik, söylemeye de devam edeceğiz.
Ancak bazı gelişmeler oluyor ki insan gerçekten şaşırmadan duramıyor.
Tepebaşı Belediyesi’ne yönelik operasyon sonrası ortaya atılan iddialar gibi…
Hepimizin tanıdığı isimlerle ilgili öne sürülen bazı iddialar karşısında toplumun hayrete düşmesi de son derece doğal.
Çünkü bu şehirde herkes herkesi tanıyor.
Kimin nerede ne yaptığını, hangi ilişkilerin içinde olduğunu insanlar az çok biliyor.
Ama iddiaların, vicdanları sarsacak kadar derinleşmesi ister istemez herkesi düşündürüyor.
Evet…
Uzun süredir Tepebaşı Belediyesi’ne yönelik bir operasyon ihtimali zaten şehirde konuşuluyordu.
Hatta birçok kişi, böyle bir sürecin Sayıştay raporlarında yer alan tespitler üzerinden ilerleyeceğini düşünüyordu.
Ancak operasyonun doğrudan o raporlardan değil, şahsi şikayetler ve iddialar üzerinden şekillenmiş olması şehirde ayrı bir şaşkınlık yarattı.
Sonrasında ise kamuoyuna çok ağır iddialar yansıdı.
Birinci derece yakınlar üzerinden kurulduğu öne sürülen şirketler…
Naylon fatura iddiaları…
Para transfer trafiği…
Kamu kaynaklarının şahsi çıkar için kullanıldığı yönündeki suçlamalar…
Bunların tamamı toplum vicdanında ciddi bir kırılma oluşturdu.
Hele ki aşevi gibi doğrudan vicdani yönü bulunan bir alan üzerinden kişisel çıkar sağlandığı iddiaları doğruysa…
Bunun yükünü ne siyaset taşır ne vicdan.
Ancak bütün bunlara rağmen soğukkanlı kalmak zorundayız.
Çünkü bugün ortada iddialar var.
Ve bu iddiaların tamamının gerçek olup olmadığına karar verecek olan yer sosyal medya değil, hukuktur.
Tam da bu yüzden peşin hükümlerle insanları suçlu ilan etmek, en başta soruşturmayı yürüten kurumlara haksızlık olur.
Devletin hafızasının güçlü olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bugün değilse yarın…
Ama er ya da geç…
Kamu hakkına uzanan kim varsa hukuk önünde hesabını verir.
Bunu yalnızca Tepebaşı özelinde de söylemiyoruz.
Çünkü bu şehirde yıllardır kulaktan kulağa konuşulan açıklanamayan zenginlikler gibi toplum vicdanında soru işaretleri oluşturan birçok konu olduğunu herkes biliyor.
O yüzden bugün yapılması gereken şey; öfkeyle hüküm dağıtmak değil, hukukun konuşmasını beklemektir.
Son günlerde sosyal medyada bazı insanların adeta infaz duygusuyla hareket ettiğini görüyoruz.
Oysa hukuk devletlerinde insanlar mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilmez.
Bu ilke herkes için geçerlidir.
Kim suçluysa cezasını alır.
Kim suçsuzsa da siyasi öfkenin ya da toplumsal linç duygusunun altında ezilemez.
Çünkü hukuk kararını vermeden insanları peşinen suçlu ilan etmek de, ağır iddiaları görmezden gelmek de aynı ölçüde yanlıştır.
Adalet; öfkeyle değil, hukukla sağlanır.
