Sedat Aydoğan
Köşe Yazarı
Sedat Aydoğan
 

BORSA KİŞİLERİN DEĞİL, ÜYELERİNDİR!

Bazı cümleler vardır. Söylendiği anda unutulmaz. Çünkü sadece ne söylendiğini değil, söyleyenin nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu da anlatır! Son günlerde Eskişehir Ticaret Borsası üzerinden duyduğumuz bazı cümleleri böyle okuyorum. “Üçüncü evladım…” “Borsa eskiden fukaraydı…” “Para çok olunca başkan adayı da çok oluyor…” “200 milyon lira kuru para var…” “10 milyar lira civarında servet var…” Peki iyi de… Biz neyi konuşuyoruz? Borsayı mı? Yoksa bir koltuğu mı? +++ Önce şu “üçüncü evlat” meselesinden başlayalım. Bir kurumun başkanı, görev yaptığı kuruma elbette gönül verebilir. Sevebilir. Sahip çıkabilir. Yıllarca emek verdiği için o kurumu hayatının önemli bir parçası olarak da görebilir. Bunda hiçbir sorun yok. Ama burada çok önemli bir çizgi var! Kurum başka, makam başka. Borsa sizin evladınız olabilir. Ama sizin mülkünüz asla olamaz! Çünkü Eskişehir Ticaret Borsası bir kişinin, bir ailenin ya da bir başkanın şahsi kurumu değildir. Tarlada alın teri döken çiftçinin, ürününü ticarete taşıyan tüccarın, Borsa’ya kayıtlı bütün üyelerin ortak çatısıdır. Makamlar da kişilere ait değildir. Görev, üyelerin iradesiyle gelir. Yine üyelerin iradesiyle de gider. +++ Gelelim “Borsa eskiden fukaraydı” sözlerine… 2013 yılında göreve gelindiğinde Borsa’nın kasasında ciddi miktarda para olduğu, bugün gelir getiren bazı taşınmaz ve yatırımların da geçmiş dönemlerde kuruma kazandırıldığı ifade ediliyor. Burada rakamların tamamını ayrıca konuşuruz. Ama asıl mesele rakam değil ki! Asıl mesele şu; Ortada zaten bir kurumsal yapı, mal varlığı ve ekonomik güç varsa; 13 yılın sonunda başarıyı sadece kasadaki parayla anlatmak ne kadar yeterlidir? Çünkü kasanın büyümesi tek başına başarı değildir! Asıl başarı, o kasadaki gücün üyeye ne olarak döndüğüdür. +++ O halde gelelim işin en can alıcı tarafına… “200 milyon lira kuru para var.” “10 milyar lira civarında servet var.” İyi de… Madem “parayı koyacak yer bulamıyoruz” deniliyor, o zaman benim sormak istediğim soru çok basit: Bu para üyeye ne olarak döndü? Üyenin maliyetini mi düşürdü? Üretimini mi kolaylaştırdı? Ürününün değerini mi artırdı? Kusura bakmayın ama… Kasa dolu diye başkan başarılı olmaz. Kasa dolu, üye memnun değilse o iş hâlâ eksiktir! +++ Bir de şu söylem var; “Para çok olunca başkan adayı da çok oluyor.” Ne demek bu? Bir kurumun kasası güçlüyse, insanlar o kurumun yönetimine talip olmasın mı? Birden fazla aday çıkması ayıp mı? Yoksa demokrasinin en doğal sonucu mu? O nedenle aday sayısını parayla açıklamaya çalışmak yerine, üyelerin neden alternatif aradığını konuşmak daha anlamlı değil mi? +++ Uzun oldu, biliyorum. O yüzden bitiriyorum. Ben bu yazıyı “Şu aday iyi, bu aday kötü” demek için yazmıyorum. Kim kazanır, kim kaybeder; buna Borsa üyeleri karar verecek. Benim derdim başka. Bir kurumun nasıl konuşulması gerektiğiyle derdim var. Bir kurumun gücü sadece kasasında ne kadar para olduğuyla anlatılmamalı. Anlatılamaz da… Bir başkanın başarısı da sadece kaç lira biriktirdiğiyle ölçülmemeli. Bir seçimde adayların çokluğu da “para çok” cümlesine sıkıştırılmamalı. Ve en önemlisi… Hiçbir başkan, görev yaptığı kurumu kendisiyle özdeşleştirmemeli. Çünkü başkanlar değişir. Yönetimler değişir. Ama kurumlar kalır. Ve her zaman son sözü üye söyler!  
Ekleme Tarihi: 30 Eylül 2026 -Çarşamba
Sedat Aydoğan

BORSA KİŞİLERİN DEĞİL, ÜYELERİNDİR!

Bazı cümleler vardır.

Söylendiği anda unutulmaz.

Çünkü sadece ne söylendiğini değil, söyleyenin nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu da anlatır!

Son günlerde Eskişehir Ticaret Borsası üzerinden duyduğumuz bazı cümleleri böyle okuyorum.

“Üçüncü evladım…”

“Borsa eskiden fukaraydı…”

“Para çok olunca başkan adayı da çok oluyor…”

“200 milyon lira kuru para var…”

“10 milyar lira civarında servet var…”

Peki iyi de…

Biz neyi konuşuyoruz?

Borsayı mı?

Yoksa bir koltuğu mı?

+++

Önce şu “üçüncü evlat” meselesinden başlayalım.

Bir kurumun başkanı, görev yaptığı kuruma elbette gönül verebilir.

Sevebilir.

Sahip çıkabilir.

Yıllarca emek verdiği için o kurumu hayatının önemli bir parçası olarak da görebilir.

Bunda hiçbir sorun yok.

Ama burada çok önemli bir çizgi var!

Kurum başka, makam başka.

Borsa sizin evladınız olabilir.

Ama sizin mülkünüz asla olamaz!

Çünkü Eskişehir Ticaret Borsası bir kişinin, bir ailenin ya da bir başkanın şahsi kurumu değildir.

Tarlada alın teri döken çiftçinin, ürününü ticarete taşıyan tüccarın, Borsa’ya kayıtlı bütün üyelerin ortak çatısıdır.

Makamlar da kişilere ait değildir.

Görev, üyelerin iradesiyle gelir.

Yine üyelerin iradesiyle de gider.

+++

Gelelim “Borsa eskiden fukaraydı” sözlerine…

2013 yılında göreve gelindiğinde Borsa’nın kasasında ciddi miktarda para olduğu, bugün gelir getiren bazı taşınmaz ve yatırımların da geçmiş dönemlerde kuruma kazandırıldığı ifade ediliyor.

Burada rakamların tamamını ayrıca konuşuruz.

Ama asıl mesele rakam değil ki!

Asıl mesele şu;

Ortada zaten bir kurumsal yapı, mal varlığı ve ekonomik güç varsa;

13 yılın sonunda başarıyı sadece kasadaki parayla anlatmak ne kadar yeterlidir?

Çünkü kasanın büyümesi tek başına başarı değildir!

Asıl başarı, o kasadaki gücün üyeye ne olarak döndüğüdür.

+++

O halde gelelim işin en can alıcı tarafına…

“200 milyon lira kuru para var.”

“10 milyar lira civarında servet var.”

İyi de…

Madem “parayı koyacak yer bulamıyoruz” deniliyor, o zaman benim sormak istediğim soru çok basit:

Bu para üyeye ne olarak döndü?

Üyenin maliyetini mi düşürdü?

Üretimini mi kolaylaştırdı?

Ürününün değerini mi artırdı?

Kusura bakmayın ama…

Kasa dolu diye başkan başarılı olmaz.

Kasa dolu, üye memnun değilse o iş hâlâ eksiktir!

+++

Bir de şu söylem var;

“Para çok olunca başkan adayı da çok oluyor.”

Ne demek bu?

Bir kurumun kasası güçlüyse, insanlar o kurumun yönetimine talip olmasın mı?

Birden fazla aday çıkması ayıp mı?

Yoksa demokrasinin en doğal sonucu mu?

O nedenle aday sayısını parayla açıklamaya çalışmak yerine, üyelerin neden alternatif aradığını konuşmak daha anlamlı değil mi?

+++

Uzun oldu, biliyorum.

O yüzden bitiriyorum.

Ben bu yazıyı “Şu aday iyi, bu aday kötü” demek için yazmıyorum.

Kim kazanır, kim kaybeder; buna Borsa üyeleri karar verecek.

Benim derdim başka.

Bir kurumun nasıl konuşulması gerektiğiyle derdim var.

Bir kurumun gücü sadece kasasında ne kadar para olduğuyla anlatılmamalı.

Anlatılamaz da…

Bir başkanın başarısı da sadece kaç lira biriktirdiğiyle ölçülmemeli.

Bir seçimde adayların çokluğu da “para çok” cümlesine sıkıştırılmamalı.

Ve en önemlisi…

Hiçbir başkan, görev yaptığı kurumu kendisiyle özdeşleştirmemeli.

Çünkü başkanlar değişir.

Yönetimler değişir.

Ama kurumlar kalır.

Ve her zaman son sözü üye söyler!

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve bsnmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.