Çoğu zaman insanlar söyledikleriyle değil, söylemeye cesaret ettikleriyle hatırlanır!
Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı en önemli tartışmalardan biri de ifade özgürlüğü ile siyaset arasındaki çizginin giderek daha fazla tartışılır hale gelmesidir.
İnsanlar artık ne düşündüklerini söylerken, bir eleştiri yaparken ya da bir siyasi görüş ortaya koyarken iki kez düşünmek zorunda kalıyor.
Çünkü konuşmanın bedeli her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor!
Bugün CHP İl Başkanı Talat Yalaz hakkında açılan dava da bu nedenle şehirde geniş yankı uyandırdı.
Zira konu sadece bir siyasetçinin yargılanması değildir.
Konu, yaklaşık iki yıl önce yapılan bir siyasi açıklamanın bugün yeniden gündeme taşınmasıdır.
Konu, siyasetin meydanlarda mı yoksa mahkeme salonlarında mı şekilleneceği sorusudur.
+++
Elbette hukuk vardır ve işleyecektir.
Elbette son sözü mahkemeler söyleyecektir.
Lakin toplumun vicdanında oluşan soruların da cevaba ihtiyacı vardır.
Bir siyasi açıklama nedeniyle hapis cezası ve siyasi yasak talebi gündeme geliyorsa, bunun demokrasi açısından ne ifade ettiği konuşulmalıdır.
Çünkü demokrasiler insanların korkmadan konuşabildiği ölçüde güçlüdür.
Farklı fikirlerin dile getirilebildiği ölçüde güçlüdür.
Muhalif görüşlerin de kendine yer bulabildiği ölçüde güçlüdür.
Belki de bu nedenle dava haberinin ardından Eskişehir’de dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, çok sayıda partili, vatandaş peş peşe destek açıklamaları yaptı.
Bu destekleri yalnızca ‘şehrin değeri haline gelen Talat Yalaz’a’ verilen siyasi destek olarak okumak eksik olur!
Çünkü insanlar bazen kişilerin değil, temsil ettikleri değerlerin yanında durur.
Yalaz için verilen mesajların ortak noktası da buydu.
Adalet.
Demokrasi.
Halk iradesi.
İfade özgürlüğü.
+++
Tüm bunlardan dolayı, bugünkü mesele yalnızca Talat Yalaz meselesi değildir.
Günün sonunda mesele yalnızca açılan bir dava da değildir.
Mesele, demokrasiye ne kadar sahip çıktığımız meselesidir.
Ve belki de bugün herkesin kendisine sorması gereken soru şudur:
“Konuşmanın bedeli ne zaman bu kadar ağır oldu?”